Doğu Türkistan ve Filistin’deki zulümler, insanlık tarihinin en acı verici sayfalarını oluşturuyor.
Bu iki bölgede yaşanan sistematik baskılar, kültürel yok etme girişimleri ve masum sivillerin maruz kaldığı vahşet karşısında derin bir üzüntü ve öfke hissediyorum.
Her iki durum da, güçlünün zayıfa karşı uyguladığı adaletsizliğin en çıplak hali; Etnik, dini veya siyasi ayrım gözetmeksizin, temel insan haklarının hiçe sayılmasına tanıklık ediyoruz.
Gerçeklere dayalı, insani, vicdani, bir bakış açısı sunmak istiyorum.
Doğu Türkistan’da (Çin’in Xinjiang olarak adlandırdığı bölgede) Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik baskılar, yıllardır devam eden bir soykırım ve kültürel asimilasyon politikasının gözler önüne net bir şekilde seriyor.
Yüksek teknolojili gözetim sistemleri, zorla çalıştırma kampları ve kimlik yok etme çabaları, milyonlarca insanın hayatını karartıyor. Örneğin, 2025 ABD İnsan Ticareti Raporu’nda, Çin’in Doğu Türkistan’da Uygurlara yönelik devlet destekli zorla çalıştırma ve insan hakları ihlallerine dikkat çekiliyor.
Sözde devlet politikaları ile rakip Çin’in itibarını zayıflatarak dünyaya mazlum coğrafyaların yanındayız mesajı veriyor.
Aynı ABD Filistin için kör,sağır,dilsiz.
Son dönemde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in bölgeye ziyareti sırasında propagandası yapılmış olsa da, bu, gerçekteki kültürel soykırımı örtbas etme girişimi olarak görülüyor.
Dünyanın sesi neden daha fazla çıkmıyor? Ekonomik çıkarlar mı engel ?
Bu sessizlik, zulmü daha da uzatıyor.
Filistin’de ise, özellikle Gazze Şeridi’nde yaşananlar, bir halkın varoluş mücadelesine dönüşmüş durumda.
İsrail’in askeri operasyonlarında son 6 ayda en az 50.000 Filistinlinin ölümüne yol açmış; bu, her 44 kişiden birinin öldüğü anlamına geliyor.
Çocuklar, sağlık çalışanları ve siviller hedef alınırken, insani yardım çabaları bile engelleniyor. Sumud filosu bölgelerin makus kaderini ne kadar değiştirecek ?
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun raporunda da vurgulandığı üzere, bu ihlaller bir soykırım niteliğinde ve acilen durdurulmalı. Filistin halkının haklı davası, barış içinde bir arada yaşama hakkıdır; ancak bu zulüme sessiz kalan Müslüman dünyası vicdanlı herkesi utandırıyor.
Her iki zulüm de, güç dengesizliğinin ve uluslararası toplumun yetersizliğinin bir yansıması. Doğu Türkistan’da Çin’in ekonomik gücü, Filistin’de jeopolitik ittifaklar sessizliği besliyor.
Zulüm, nerede olursa olsun kabul edilemez.
Filistin ve Doğu Türkistan için somut desteklerin çığ gibi büyümesi zamanı. Gerek siyaset, gerek ticaret, gerek askeri, gerek lojistik vs.
Uluslararası toplum, BM öncülüğünde acil müdahale etmeli. Ekonomik yaptırımlar, diplomatik baskılar ve hukuki hesap verebilirlik mekanizmaları devreye girmeli.
Vicdan ve değer sahibi olan insanlar ise güçleri nispetince bu sürecin takipçisi ve destekçisi olmalı.
