Bir ilçeyi sevmek, orada doğmak, orada büyümek, ya da orada yaşamak ile olmaz. Sorunlarını, beklentilerini dile getirmek ve çözüm üretmekle olur.
Onun yaralarını halının altına süpürmek çözüm değildir.
Gerçek sevda, acı gerçekle yüzleşmeyi gerektirir.
Elazığ’ın doğuya açılan kapısı Karakoçan’a baktığımızda ise ne yazık ki çok eskiden kalma turizm broşürlerindeki yaldızlı cümlelerin ardında utanç verici bir ihmal manzarası görüyoruz.
Karakoçan bugün kendi kaderine terk edilmiş, enerjisi dışarıya akan, gençliğini kaybeden bir ilçedir.
Bu durum bir kader değil, açık bir ihmal ve vurdumduymazlık sonucudur.
En büyük yarası nedir biliyor musunuz?
Kendi sınırları içinde İnsanını tutamaması. Sürekli kan kaybetmesi. Türkiye’de Avrupa hayali uğruna en çok genç nüfusunu yurt dışına kaptıran yerlerden biri haline gelmesi.
Bir ülkenin,ilin ya da ilçenin en değerli sermayesi gençleridir.
Eğer o gençler umutlarını kendi topraklarında değil, okyanus ötesinde arıyorsa, orada bir yönetim faciası var demektir.
Karakoçan, yazın gurbetçilerin gelip döviz bırakıp gittiği, geriye bomboş sokaklar ve derin bir yalnızlık bıraktığı bir mevsimlik kasaba haline getirilmiştir. Bu utanç verici bir durumdur.
Ekonomik ve coğrafi ihmal ise ayrı bir skandaldır.
Verimli toprakları, hayvancılık potansiyeli, termal kaynakları ve doğasıyla bu bölgeyi şahlandırabilecek her şeye sahip olan Karakoçan, neden hâlâ yerinde sayıyor?
Nerede modern tarım ve hayvancılık tesisleri?
Nerede üreticiyi ayağa kaldıracak destekler, pazarlama ağları, kooperatifler?
Nerede termal turizmi patlatacak yatırımlar?
Hepsi kâğıt üzerinde, vaatlerde, konuşmalarda kalıyor.
Potansiyeli prangalanmış, kabuğuna çekilmiş bir ilçe…
Kimse kusura bakmasın bu kader değil, kasıtlı ihmaldir.
Sosyal ve kültürel hayat ise adeta felç olmuş durumda.
Gençlerin nefes alabileceği, spor yapabileceği, sanatla, kültürle, bilimle buluşabileceği hiçbir mekân yok ya da yok denecek kadar az.
Bu yüzden ilçede kalanlar da; yaşıyor değil, katlanıyor.
Gelecek vaat etmeyen bir yerden gençler kaçar; kalanlar da umutsuzluğa teslim olur. Bu döngü kırılmadıkça Karakoçan erimeye devam edecektir.
Karakoçan, Elazığ’ın haritasında sadece bir nokta değildir.
Çalışkan insanı, zengin kültürel dokusu ve stratejik konumuyla şehrin en dinamik parçası olması gerekirken, bugün ihmal edilmişliğin ve göçün gölgesinde sessizce eriyor.
Karakoçan yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy merkezi olarak değerlendirilmemelidir. Seçimler biter bitmez unutulur, kaderine terk edilir; kaderinden kurtulmalıdır.
Bu sorunları görmezden gelenler şunu iyi bilsin: Karakoçan’ı kaybederseniz, Elazığ’ın doğusunda tutunacak dalınız kalmaz.
Bugün göz yumduğunuz göç, yarın toplumsal çöküş olarak geri dönecektir.
Karakoçan sarsılıyor, kan kaybediyor…
Kulaklarınızı tıkayıp, gözlerinizi kapatıp problemleri görmezden gelmeye devam mı edeceksiniz, bu ilçemizi kendi haline bırakmanın bedelini ağır ödeyeceğinizi anlayacak mısınız?
Artık laf değil, icraat zamanı.
Göçün, İhmalin ve Sessiz Çöküşün Coğrafyası KARAKOÇAN

