Türkiye’de her gün sofralarımıza konan bir tabak yemek, aslında bir rus ruleti olabilir. Zeytinyağının içine pamuk yağı karıştıran, etiketinde “organik” yazan balın glikoz şurubuyla dolu olduğu, bebek mamasının melaminle zehirlendiği bir dönem yaşıyoruz. Gıda tahşişi ve taklitçiliği, sadece “ticari hile” değil; toplu cinayet girişimi, yavaş çekimde işlenen bir katliamdır.
Bu suçlular, bombalı saldırı düzenleyen teröristlerden farksızdır. Hatta daha tehlikelidir: Terörist bir anda öldürür, bunlar ise yıllarca zehirleyerek nesillerimizi olumsuz etkiler, yok eder.
Peki neden hala hafif cezalarla kurtuluyorlar⁉️
Bu yazıda gıda teröristlerini, yardım ve yataklık edenlerle birlikte ağır ceza mahkemelerinde yargılama zamanının geldiğini savunacağım.
Öncelikle gerçeklere bakalım. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre, 2024’te yapılan denetimlerde 1 milyondan fazla ürün incelenmiş; bunların yüzde 2’si taklit veya tahşişli çıkmış. Bu oran düşük görünebilir, ama düşünün: Bir marketteki 100 üründen ikisi zehirliyse, kaç aile etkileniyor?
Geçmiş skandallar unutulmasın: 2008’de Çin’de melaminli süt skandalı 300 bin çocuğu hastalandırdı, 6’sını öldürdü.
Türkiye’de ise 2010’larda taklit zeytinyağı furyası, kanser vakalarını tetikledi. Araştırmalar gösteriyor ki, trans yağlar ve kimyasal katkı maddeleri kalp hastalıklarını yüzde 30 artırıyor.
Bu, rastgele değil; kâr hırsıyla bilinçli yapılan bir eylem. Fabrika sahibi, distribütör, laboratuvar teknisyeni hepsi zincirin halkası. Bunlar, deyim yerindeyse terör örgütlerine lojistik sağlayanlar gibi, Silah yerine zehir taşıyorlar.
Neden Terör Yasalarıyla Yargılanmalılar ⁉️
Çünkü etki alanı aynı. Bir terörist bombayla onlarca kişiyi katlederse, TCK 302’ye göre ağırlaştırılmış müebbet alır. Ama gıda tahşişçisi, ucuz yağ karıştırarak binlerce insanı kanser yaparsa, en fazla 2-5 yıl hapis ve para cezası.
Burada kanunlardaki boşluklardan faydalanan kötü niyetli kişi ya da kişiler toplumsal düzeni bozarak ve insan sağlığını yok saydıkları görülmekte ve toplumda infiala neden olmaktadır!
Terör, “kamu düzenini bozmak ve korku salmak” için tanımlanır. Gıda terörü de tam bunu yapıyor: Anneler çocuklarına süt verirken korkuyor, hastalar diyet ürünlerine güvenemiyor. Toplumda güvensizlik yayılıyor, ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyor.
Sahte gıda sektörü yılda milyarlarca lira zarar veriyor.
Yardım yataklık edenler de suç ortağı: Denetim görevlisi rüşvet alırsa, market zinciri sahte ürünü raftan indirmezse, onlar da teröre destek vermiş olur. Tıpkı yasa dışı örgütlere patlayıcı vs sağlayan gibi.
ÇÖZÜM, Çok zor değil.
Meclis’ten çıkacak bir yasa değişikliği.
Gıda Güvenliği Kanunu’na ek madde: Tahşiş ve taklit, “toplu zehirleme suçu” olarak terör kapsamına alınsın.
Cezalar: 20 yıldan müebbete, mal varlığına el koyma.
Yardım edenler için 10-15 yıl. vb iyileştirme yapılmalı.
Uluslararası örnekler var.
ABD’de FDA, gıda sahtekarlığını federal suç sayıyor, 20 yıla kadar hapis veriyor. Avrupa Birliği’nde de “Gıda Terörü” kavramı tartışılıyor.
Türkiye’de ise Tarım Bakanlığı’nın “Alo 174” hattı var, ama caydırıcılık yok. Denetimler artsın, konuyla ilgili ihbarlara gerekli önem hat safhada verilerek
kişi ya da kişiler korunsun, laboratuvarlar bağımsızlaşsın.
Sonuçta, bu bir savaş.
Soframızdaki düşman, laboratuvar önlüklü beyaz yaka teröristler.
Onları affetmek, geleceğimizi zehirlemek demek.
Hükümet, yargı, tüketiciler el ele verelim.
Gıda teröristlerini ve yardakçılarını, teröristlerin, vatan hainlerinin yargılandığı gibi yargılayalım.
Çocuklarımızın sağlığı, ulusal güvenliğimiz buna değer.
