Neredeyse her konuda bir fikrimizin olduğu, klavyenin başına geçen herkesin kendini “kanaat önderi” ilan ettiği bir dönemde yaşıyoruz.
Sabah kahvemizi ya da çayımızı yudumlarken bir filmi ya da musukiyi yerin dibine sokuyor, öğle yemeğinde bir politikacının ya da sanatçının üslubunu yerden yere vuruyor, akşam ise arkadaşımızın giyim tarzını ya da alışkanlıklarını acımadan hünharca eleştiriyoruz.
Peki, nedir bu eleştiri dediğimiz şey?
İnce bir inşaat isçiliği mi, yoksa bir yıkım ekibi mi?
Eleştirmek, elindeki bilgi ve birikimi nerede kullanacağının farkında olmaktır.
Eleştirmek, çoğunlukla zannedildiği gibi sadece kusur bulmak değildir.
Kelime kökeni itibarıyla ayırmak, seçmek anlamına gelir. Yani sapla samanı ayırmaktır, eleştiri.
Ancak modern zaman insanları, eleştiriyi genellikle bir EGO tatmini veya psikolojik bir deşarj yöntemi olarak kullanıyor.
Gerçek bir eleştirmen bir binayı yıkan adam değil, o binanın sorunlarını problemlerini incelerken; misalen, nereden veya neden su aldığını, temelinin neden kaydığını vs. gösteren usta, mimar ya da mühendis gibidir.
Eğer birine “Bu yaptığın çok kötü” diyorsanız, bu sadece bir şikayettir.
Ama “Bu yaptığın şu sebeplerden dolayı işlemiyor, şöyle olsa daha verimli olur” diyorsanız, işte o zaman bir değer üretiyorsunuzdur.
Eleştirilmek, EGOYA atılan o küçük çizik gibidir.
Gelelim madalyonun diğer yüzüne.
Eleştirilmek, çoğumuz için savunma mekanizmalarımızın kırmızı alarm vermesine neden olur.
Birisi işimizi, fikrimizi veya davranışımızı eleştirdiğinde bunu şahsımıza yapılmış bir saldırı gibi algılarız.
Oysa eleştiri, aslında dışarıdan birinin bize tuttuğu bir aynadır.
Eleştiriyi genellikle iki şekilde karşılarız.
“Sen kimsin de beni eleştiriyorsun?” diyerek savunmaya geçmek ve gelişimi tamamen durdurmak.
Ya da eleştiriyi süzgeçten geçirip söylenenlerin içindeki hakikat payını ayıklamak ve
“Acaba?” diyebilmek.
İşte bu grup insanlara şu dönemde çok ama çok ihtiyacımız var.
Düşünüründe dediği gibi eleştiri, belki sizi memnun etmez ama her zaman sizi doğruya sevk eder.
Eleştiri kültürünü gerek icra ederken, gerek maruz kalırken şu noktaları akılda tutmak, ruh sağlığımızı korumamıza yardımcı olur.
Zamanlama her şeydir.
Bir insan topluluk önünde eleştiriliyorsa, bu eğitim değil infazdır.
Bireysel eleştiriler baş başayken yapılır.
Ancak; toplumsal içerikli politikalar, eğitim, sağlık, siyaset vb toplumun genelini kapsayan konular bu kapsamın dışında değerlendirilmelidir.
Kişiliği ya da kişileri değil, eylemi hedef almak gerekir.
Her eleştiri altın değerinde değildir. Kimin, hangi niyetle ve hangi yetkinlikle eleştirdiğine bakmak, gereksiz üzüntüleri engeller.
Eleştirmek bir bilgi birikimi, eleştirilmek ise bir olgunluk sınavıdır.
Elimizdeki taşları birilerini yaralamak için değil, daha sağlam yapılar inşa etmek için kullanmayı öğrendiğimiz gün; hem daha kaliteli işler üreteceğiz hem de daha huzurlu insanlar olacağız.
Unutmayın; sizi her zaman onaylayanlar değil, size eksiklerinizi nezaketle söyleyenler aslında sizin yanınızdadır.
Olurda günün birinde gönlünüzden geçen hizmet makamına erişirseniz bırakın insanlar sizi rahat rahat eleştirsin. Zira nezaket çerçevesindeki istişare, tartışma ve eleştiriler hem kişisel hem kitlesel anlamda gelişim ve değişim için olumlu sonuçlara vesile olacaktır.
İyi niyetle yıkanmış, samimiyetle kurutulmuş ve nezaketle sunulmuş her kelime birer ilaçtır, şifadır.
Selam ve saygılarımla hoşçakalın.
