Harput’un Sessiz Çığlığı Bir “Zikir Camii” Çok mu Uzak? Harput…

Sadece taşın ve toprağın değil, asırların imbiğinden süzülmüş bir ruhun adı. Gakgolar diyarının bu kadim tepesi, asırlardır bağrında İmam Efendileri, Arap Babaları, Mansur Babaları ağırlıyor.
Elazığ’ın manevi iklimi, bu isimlerin bıraktığı sessiz ama derinden akan bir nehir gibi şehri beslemeye devam ediyor.
Ancak son zamanlardaki bazı gelişmeleri görünce bu soruyu birinin sorması gerektiğini düşündüm. Belkide sormak için cesaret edecek biri…
SORUYORUM⁉️
“İstanbul’da Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin kapısında yankılanan o tevhid sesleri, neden Harput’un sokaklarında, bir cami kubbesinin altında duyulmuyor?”
Biliyoruz ki Elazığ, tasavvufun sadece kitaplarda değil, hayatın içinde yaşandığı bir şehir.
Sohbet meclisleri, evlerdeki o sıcak muhabbetler bu ruhu diri tutuyor.
Fakat Üsküdar’daki o meşhur camide olduğu gibi, cami ile dergâhın o muazzam buluşmasını Harput’ta neden göremiyoruz?
Bir “İstisna” Talebi Değil, Bir “Kimlik” Meselesi.
Bugün İstanbul’da Aziz Mahmud Hüdayi Camii’nde yapılan sesli zikirler, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın o mekana tanıdığı “tarihi miras” payesinden kaynaklanıyor.
Harput da en az Üsküdar kadar bu mirası hak etmiyor mu?
Camilerimiz kuşkusuz hepimizin ortak alanı, ibadet birliğinin merkezi.
Ancak Harput gibi “açık hava müzesi” niteliğindeki manevi bir merkezde, en azından bir caminin “Kültürel Miras ve Zikir Camii” statüsüyle tahsis edilmesi, bu şehrin ruhuna vurulacak en güzel mühür olmaz mıydı?
Neden Harput, Neden Şimdi?
Elazığ, turizm ve kültür vizyonunu genişletmeye çalışırken, bu işin “manevi turizm” ayağını sadece türbe ziyaretlerine hapsetmek büyük bir eksikliktir.
İnsanlar Harput’a geldiğinde sadece geçmişin mezar taşlarını değil, yaşayan, nefes alan, kalplere dokunan bir zikir sesini de aramaktadır.
Hafî ve Cehrî Dengesi: Elazığ’da Nakşibendi geleneğinin sessiz vakarı elbette baş tacıdır. Ancak Harput’un tarihsel genetiğinde Kadiri, Rufai ve Mevlevi izleri de vardır. Bu “sesli” geleneğin bir cami çatısı altında disipline edilmesi, hem dağınıklığı önler hem de şehre muazzam bir manevi derinlik katar.
Gençlik ve Maneviyat: Genç kuşağın estetik ve ritmik bir zikir halkasına olan ilgisi malum. Camileri sadece namaz kılınıp çıkılan yerler olmaktan çıkarıp, birer “gönül terbiyesi” merkezine dönüştürmek, günümüzün en büyük ihtiyacıdır.
Elazığ’ın yetkili makamları, Diyanet ve vakıflar bir araya gelerek Harput’un tarihi camilerinden birini bu kadim geleneğe “özel bir statüyle” açamaz mı?
Bu, bir kural ihlali değil, aksine Harput’un aslına rücu etmesidir.
Üsküdar’ın Hüdayi’si varsa, Harput’un da sinesinde bekleyen o büyük “tevhid” nidası vardır.
Harput için yapılan çalışmalar taktire şayandır. Özellikle son dönemde tarihi doku deyim yerindeyse şaha kalkmışken, artık bu sessizliği bozmanın ve Harput’u sadece taş binalarıyla değil, kalplerde yankılanan zikriyle de ayağa kaldırmanın vakti gelmedi mi?